antartika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antartika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2014 Cuma

Örümcek Ağında Allah’ın Detay Sanatı

Böcekler niçin örümcek ağını fark edemeyerek bu ağa yakalanırlar?
Örümcek ağındaki elektrostatik özellik nedir?
Örümcek ağının çarpmaya karşı esnek olan yapısı nasıldır?
Örümcek, avının cinsine göre farklı iplik nasıl hazırlar?
Örümceklerin en çok bilinen özellikleri ağ örmeleridir. Ancak gerek bu ağda, gerekse bu ağı örerken kullandıkları ipte çok mucizevi ayrıntılar gizlidir. Örümceğin ağı; ağırlığı taşıyan iskelet iplikleriyle, bu ipliklerin üzerine yerleştirilmiş spiral şekilli yapışkan özellikteki yakalama ipliklerinden ve ağın iplerini birbirine birleştiren bağlantı iplerinden oluşur. Spiral şekilli yapışkan iplikler, iskelet ipliklerine tam olarak bağlanmazlar. Böylece ağa yakalanan böcek kurtulmaya çalıştıkça yapışkan ağa daha fazla yapışmış olur. Böceğin üzerine tamamen yapışan yakalama ipi, zamanla esnekliğini kaybederek, sertleşir ve sağlamlaşır. Bu şekilde böcek kapana kısılır, hareketsiz kalıp kaskatı kesilir. Bundan sonra ise av adeta canlı paketlenmiş hazır bir besin gibi, sağlam iskelet ipliklerinin üzerinde, örümceğin gelip son darbeyi vurmasını beklemek zorundadır.
Böcekler Örümcek Ağına Nasıl Yakalanır?
Mikroskop altında örümcek ağının telleri pürüzsüz bir görünüm sergiler. Ancak liflerin dış katmanları soyulup bir çözücüyle yumuşatıldığında her bir telin yapay liflerden çok daha kompleks bir yapıya sahip olduğu görülür. Lifin çekirdeği “nanofibril” adı verilen ortak merkezli minik ipliklerle çevrilidir. Bu nanofibriller kimi katmanlarda lifin ekseni yönünde yer almalarına karşın, kimilerinde sarmal bir merdiven gibi lifin çevresini sararlar. Böylesi bir düzen büyük miktarlarda enerjinin emilmesine yardımcı olur. İşte ağın bu özelliği böceklerin yakalanmasında mükemmel bir şekilde işler. Nitekim uzun yıllar süren bilimsel çalışmalar sonucunda, elektrostatik özelliği sayesinde örümcek ağında dünyanın elektromanyetik alanının değiştiği ve bu nedenle ağı fark edemeyen uçan böceklerin yakalandıkları tespit edilmiştir. Allah’ın örümcek ağlarında yarattığı bu özellikten esinlenerek, çevre ve hava kirliliği ile uçak kazalarına çözüm bulunmaya çalışılmaktadır.

Ağın Fizik Kurallarını Altüst Eden Yakalama Mekanizması

 Allah örümcek ağının sistemini şu ana kadar bilinenden çok daha kompleks ve mükemmel olarak yaratmıştır. Yapılan araştırmalara göre, uçan böceklerin üzeri polenler, kirleticiler ve hava yoluyla taşınabilecek maddelerle kaplıdır. Bilindiği gibi havada uçuşan her şey elektrikle yüklüdür. Fizik kurallarına göre, bir maddenin diğer maddeye yapışabilmesi için zıt kutuplar olması gerekir, dolayısıyla da böceğin ağa yapışabilmesi için, birinin artı, diğerinin eksi yüklü olması şartttır. Çünkü aynı kutuplar birbirlerini iter. Böyle bir durumda örümcek ağı böceği yakalayamaz ve böcek ağa yapışmadığı için de kolaylıkla kaçabilir. İşte tam bu aşamada hiç beklenmedik bir olay gerçekleşir. Örümcek ağı, böceğe yapışır. Çünkü örümcek ağında fizik kurallarını alt üst eden bu durum söz konusu olur.
Allah örümcek ağının tüm yüzeyini elektrostatik özelliğe sahip madde ile kaplamıştır. Bu madde ağın hem uçan böcekleri hem de böceklerce taşınan kir ve polenler ile benzer tüm parçacıkları yakalamasını sağlar. Ancak bu kadarla kalmaz. Bu madde, örümcek ağı üzerinde sadece birkaç milimetrelik çok ufak bir alanda, dünyanın elektromanyetik alanını bozar ve böylece artı ya da eksi yüklü olup olmadığı fark etmeksizin her cismin üzerine yapışabilir.

Böceklerin Ağı Fark Etmesini Engelleyen Elektriksel Değişiklik

 Bilim adamlarının aklını yıllardır kurcalayan bir diğer konu, böceklerin son derece hassas sensörleri olmasına rağmen örümcek ağını fark etmemeleridir. Allah böcekleri, bulundukları bölgede en ufak bir elektriksel değişiklik olsa bunu hissedebilecek kadar hassas sensörlere sahip olarak yaratmıştır. Antenleri adeta bir elektronik sensörü gibi çalışır. Antenin ucu, böceğin vücudunun geri kalanından farklı bir elektrik yükü ile yüklüdür. Böylece böcek, elektrik yüklü bir nesneye yaklaştığında, antenin ucu bu küçücük değişikliği dahi hisseder. Böceğin, bu kadar hassas sensörlere rağmen, ağı tespit edemeyip, yakalanmasının sebebi ise ağın milimetrelik bir bölgesinde dünyanın elektriksel alanını bozmasıdır. Böcek bu elektriksel değişikliği algılayamadığı için ağı fark edemez ve ağa yapışır.

Ağın Darbeleri Emme Özelliği

Örümcek ağlarının etkili bir tuzak olabilmesi için sadece yapışkan özelliğe sahip olması ya da farklı özellikteki ipliklerden üretiliyor olması yeterli değildir. Örneğin ağın uçan böcekleri durdurabilecek şekilde dizayn edilmiş olması da gerekmektedir. Ağa takılan böceği güdümlü bir füzeye benzetecek olursak böceğin hareketinin durdurulması tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü ağa yakalanan avı, örümceğin gelip inceleyebilmesi ve ısırabilmesi için, hareketsiz tutabilmesi gerekmektedir. Bir füzeyi yakalayıp, hareketsiz tutabilmek ise oldukça zor bir iştir.
Ağı oluşturan iplikçikler çok sağlam oldukları gibi aynı zamanda da esnektirler. Fakat ağın esneklik payı, farklı bölgelerde, farklı oranlardadır. Bu esneklik oranının önemi şu sebeplere bağlıdır;
¨      Eğer iplikçiklerin esneme payları gerektiğinden az olsaydı, ağa çarpan böcek sert bir yaya çarpmışcasına geldiği yöne doğru geri fırlardı.
¨      Eğer iplikçiklerin esneklik payı gerektiğinden fazla olsaydı, böcek ağı çok fazla esnetir, yapışkan iplikler birbirine yapışır ve ağ deforme olurdu.
¨      İplikçiğin esneklik payı hesaplanırken rüzgar etkisi de göz önüne alınır. Böylece esen rüzgarın gerdiği ağ tekrar eski haline dönebilir.
¨      Esneklik payı, ağın tutturulduğu yer için de önemlidir. Örneğin ağ bir ota tutturulmuşsa, ağın esnekliği bu otun hareketinden kaynaklanan gerilimleri ortadan kaldıracak nitelikte olmalıdır.
¨      Spiral şeklinde örülen yakalama iplikçikleri birbirine çok yakındır. Herhangi küçük bir sallanma bu ipleri birbirine yapıştırarak, yakalama alanında büyük gedikler oluşturabilir. Bu yüzden esneme payları yüksek, yapışkanlı yakalama iplikçikleri, esneme payları düşük kuru iplerin üzerine yerleştirilmiştir. Böylece ağda oluşabilecek potansiyel kaçış delikleri engellenmiş olur.
Görüldüğü gibi ağın her özelliğinde mucizevi bir yapı vardır. Her türlü olasılık düşünülmüştür. Bunlar düşünüldüğünde evrim teorisinin iddiasının akıl dışılığı bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Tesadüfen ortaya çıkan değişimlerle bir ağda darbe emici özelliklerin nasıl oluşturulacağının bir örümceğe öğretilmesi elbette ki mümkün değildir. Örümceklere bu yeteneği veren, bilinçli davranışlarda bulunmalarını sağlayan Allah’tır:
O Allah ki, yaratandır. (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz,Hakim’dir. (Haşr Suresi, 24)

Örümcek Ağına Dair Mucizevi Bilgiler

¨      Doğal ya da insan yapımı diğer tüm liflerden farklı olarak örümceğin ürettiği ipek yumuşayıp katılaşabilme özelliğine sahiptir ve bu nedenle farklı yük türlerini taşıyabilir.
¨      Ağ yapımında kullanılan diğer maddelerle karşılaştırılan örümcek ipeği düşen dallar ya da şiddetli rüzgarlar karşısında 6 kat daha dayanıklıdır.
¨      Ağa herhangi bir ağırlık uygulandığında sadece bir teli kopar ve örümcek yeni baştan ağ örmek yerine tek bir teli onararak ağını yeniler.
Ağın çeşitli bölgelerinden %10 oranında teli kaldıran bilim adamları, ağın sadece % 10 oranında daha da güçlendiğini gözlemlediler.
¨      Çapı bin milimetrenin binde birinden daha az büyüklükteki bu iplik aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlamdır. Çelikten 5 kat daha sağlam olan bu ip kauçuktan % 30 daha esnektir ve kendi uzunluğunun tam 4 katı esneyebilir.
¨      Bu ipin bir diğer özelliği son derece hafif olmasıdır. Dünyanın çevresi boyunca uzatılacak bu ipin ağırlığı sadece 320 gramdır.

Sağlam Örümcek İpeğinin Sırrı

Örümceğin ürettiği ipi parçalamak en gelişmiş naylondan çok daha fazlasıyla güç sarf etmeyi gerektirir. Örümceğin böylesine sağlam bir iplik üretebilmesinin başlıca sebeplerinden biri, temel protein bileşenlerinin kristalleşmesini ve katlanmasını kontrol ederek, düzenli bir yapıda yardımcı bileşikler eklemeyi başarmasıdır. Örgü maddesi sıvı kristal olduğundan, örümcekler bu esnada minimum kuvvet kullanırlar. Unutulmamalıdır ki bilim adamlarının uzun yıllar araştırdıkları örümcek ipliğinin üretimi, en azından 380 milyon yıldır örümcek tarafından kusursuzca örülmektedir. Bilim adamlarının ileri teknolojinin imkanlarını kullanmalarına rağmen, henüz mekanizmasını çözmeyi başaramadıkları bu ipek üretimini örümceklerin milyonlarca yıldır, küçücük bedenlerinde başarmaları kuşkusuz Allah’ın kusursuz yaratışının delillerindendir.
“... O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur...” (Hud Suresi, 56)

14 Nisan 2014 Pazartesi

Hürriyet Bilim Dergisinden Bir Bilimsel Gaf Daha: Balık Yiyen Şempanzeler İnsan Oldu!

http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/3776/Darwin-Bu-Gercekleri-Bilmiyordu

Hürriyet Bilim Dergisinden Bir Bilimsel Gaf Daha: Balık Yiyen Şempanzeler İnsan Oldu!

Hürriyet Bilim dergisinin 15 Haziran 2002 tarihli sayısında "Zekada balık teorisi" başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıda geçen bazı bilimsellikten uzak ve akıl dışı iddiaların cevapları aşağıda verilmektedir.

İnsan Beyninin Balık Yiyerek Geliştiği İddiası Bilim Dışıdır

Söz konusu yazıda, "insanın şempanze beyinli atalarının balık, istakoz, midye gibi deniz ürünlerini tercih ettikleri için beyinlerinin geliştiği ve şimdi dünyayı yöneten akıllı varlıklara dönüştüğü" iddiası yer alıyordu.
Bu, hem bilimsel hem de mantıksal açıdan kabul edilemez bir iddiadır. Bu iddianın dayandırıldığı nokta ise şudur:

Deniz ürünlerinin birçoğunda DHA denen yağlı bir asit bulunmaktadır. DHA aynı zamanda, beyin ve göz için önemli bir yapısal maddedir. Bu bağlantı sonucunda bir besin uzmanı olan Prof. Stephen Cunnane, şempanze beyninin deniz veya göl kenarında, deniz ürünleri yiyerek insan beynine evrimleştiği iddiasında bulunmuştur.
Ancak, bu iddiada önemli bir aldatmaca bulunmaktadır. Çünkü, örneğin bir insan, hayatı boyunca çok fazla deniz ürünü yiyebilir, DHA isimli maddeden vücuduna çok fazla alabilir. Bunun sonucunda beyni daha sağlıklı olabilir, beynini daha kapasiteli kullanabilir, bunaklık, şizofreni gibi rahatsızlıklardan bu şekilde korunabilir. Ancak, bu kişi bu özelliklerini kendi çocuklarına aktaramayacaktır, çünkü balık yiyerek elde ettiği bu avantajlar, onun genetik yapısında bir değişiklik meydana getirmemiştir. Dolayısıyla, daha önce de belirttiğimiz gibi kalıtım kanunlarına göre, yaşamı sırasında elde ettiği bu özelliklerini çocuklarına, yani bir sonraki nesile aktaramaz. Bunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz: Vücut geliştirme sporu yapan bir babanın çocuğunun kaslı olarak doğmasını beklemeyiz. Bu çocuğun kaslı bir vücuda sahip olması için babası gibi spor yapması gerekir.
Balık yiyerek beynin geliştiği iddiası, 20. yüzyılın başlarında kalıtım kanunlarının keşfedilmesi ile terkedilmiş Lamarckçı görüşün bir örneğidir. Evrimciler, Lamarckçılığın bilimsel olmadığını bildikleri halde, göz boyamak, konu hakkında detaylı bilgisi olmayanları telkin yoluyla etkilemek için bu tür evrim hikayelerini sık sık kullanırlar. İnsan beyninin sözde evrimi ile ilgili hikayeler de, hep bu Lamarckçı görüşün bir uzantısıdırlar. Örneğin, iki ayak üzerinde yürümeye başlarken eli boş kalan ve elini kullanmaya başlayarak beynini geliştiren insanımsının hikayesi, patates yiyerek beyni gelişen şempanzenin hikayesi hep bu tür hurafelerdir.
Sonuç olarak, bir canlı hayatı boyunca sürekli balık yese bile bundan elde ettiği zeka gelişimini bir sonraki nesle aktaramayacağı için, "balık yiyerek sürekli artan bir beyin gelişimi" görülmeyecektir.
Balık yiyen hayvanlar
Ayrıca, Hürriyet Bilim dergisinin gözden kaçırdığı çok açık bir gerçek daha vardır: Hayatı boyunca sadece balıkla beslenen birçok canlı vardır. Ve bu canlılar milyonlarca yıldır balık ve deniz ürünleri yemektedirler; örneğin ayılar, pelikanlar, penguenler... Ancak, bu canlıların hiçbirinin beyni, milyonlarca yıldır bir evrim geçirmemiştir. Hiç kimse, ayıların veya pelikanların balık yedikleri için müthiş gelişmiş bir beyne sahip olduklarını, akılları ile dünyaya hakim olup, sanat eserleri meydana getirdiklerini, medeniyetler kurduklarını, gökdelenler inşa ettiklerini iddia edemez. Bu durum, balık yiyerek beynin evrimleştiği iddiası ile çelişkili değil midir?

4 Mart 2014 Salı

Darwin Bu Gerçekleri Bilmiyordu

Hürriyet Bilim Dergisinin İnsan Zekasının Sözde Evrimi Hakkındaki Spekülasyonları

Hürriyet gazetesinin 11 Mayıs 2002 tarihli Bilim ekinde, "Zekayı Geliştiren Ne Oldu?" başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu yazıda, bazı evrimci bilim adamlarının, insan zekasının nasıl geliştiği hakkındaki evrimci spekülasyonlarına yer verilmişti. Yazıda adı geçen bilim adamlarının her birinin, bir başka iddiayı savunduğu ve bir diğerininkini kabul etmediği belirtilmekteydi.
insan zekasıİnsan zekası, evrimcilerin açıklayamadıkları konuların başında gelir. İnsan, zekası ve düşünme, konuşma, estetik anlayışı gibi yetenekleri ile, tüm diğer canlılardan ayrılan bir varlıktır. Evrimciler ise, düşünmeyen, konuşmayan hayvanların nasıl olup da, insan gibi; kavramları sembollerle isimlendirebilen, anlama yeteneğine sahip, mantıklı değerlendirmeler yapabilen, fikir sahibi olan, en karmaşık konuları bile öğrenip hafızasına kaydedebilen, fizik problemleri çözen, yeni buluşlar yapabilen, sanat eserleri, mimari şaheserler meydana getiren, estetik duygusu sayesinde güzellikten, düzenden, simetriden, temizlikten zevk alan, ülkeler yöneten zeki varlıklara dönüştüklerine açıklama getiremez.
Evrimcilerin, insan zekasının sözde evrimi hakkında öne sürdükleri senaryolar ise son derece bilimdışıdır. Bu iddialara göre, yarı maymun yarı insan canlıların, ya birarada yaşamaya başladıkları için ya da dik durmaya başladıklarında iki elleri boş kaldığı ve bu ellerini kullanarak aletler yaptıkları için zekaları gelişmiştir. Ancak bunların her biri birçok yönden son derece saçma iddialardır.

Evrimciler Lamarckçı Hurafelerden Kurtulamıyorlar

isaac asimov
Bir buçuk kilogram ağırlığındaki insan beyni, bildiğimiz kadarıyla evrendeki en kompleks ve en düzenli şekilde yapılanmış maddedir.  Isaac Asimov
"Toplu yaşama veya alet yapmak için ellerin kullanılması yoluyla beynin evrimleşmesi" iddiası, Lamarkist bir hurafe niteliğindedir. 18. yüzyılda yaşayan Fransız biyolog Lamarck, bundan 100 yıl kadar önce kesin olarak çürütülmüş olan "kullanılan organların gelişerek evrimleşmesi" iddiasını ortaya atmıştı. Lamarck, canlıların yaşamları sırasında kazandıkları değişimleri sonraki nesillere aktardıklarını öne sürmüştü. Ünlü zürafalar örneğinde, bu canlıların eskiden çok daha kısa boyunlu olduklarını, ancak yüksek ağaçlara ulaşmak için çabalarken nesilden nesile boyunlarının uzadığını iddia etmişti.
Lamarck'ın "kazanılmış özelliklerin aktarılması" olarak bilinen bu evrim modeli, kalıtım kanunlarının keşfedilmesi ile birlikte geçerliliğini yitirdi.
Bundan dolayıdır ki, sosyal yaşantı veya alet yapımı gibi herhangi bir nedenle beynin daha çok kullanılmaya başlanması, beynin evrimleşmesi için bir neden olamaz. Bir insan bu şekilde beynini geliştirmiş olsa bile, bu "sonradan kazanılmış bir özellik" olur ve kalıtım kanunlarına göre, bu özellik bir sonraki nesle aktarılamaz.

İnsan Beyni, Tesadüfen Gelişemeyecek Kadar Komplekstir

İnsan beyni son derece kompleks bir yapıdır. Böyle bir yapının, evrim teorisinin öne sürdüğü mutasyon ve doğal seleksiyon gibi mekanizmalarla, yani tesadüfler sonucunda gelişmesi kesinlikle imkansızdır.
Ünlü bilim yazarı Dr. Isaac Asimov, beynin sahip olduğu üstün yaratılış için şöyle der:
Bir buçuk kilogram ağırlığındaki insan beyni, bildiğimiz kadarıyla evrendeki en kompleks ve en düzenli şekilde yapılanmış maddedir. 1
Beynin sahip olduğu kompleks yaratılışı anlatmak için, bu organın yapısından tek bir örnek verelim: Beyinde üç tür hücre vardır; bunlar birbirleriyle bağlantılı sinir hücreleri olan nöronlar, onları destekleyen ancak işlevleri tam olarak anlaşılamamış olan glial hücreler ve beyin içindeki damarları ve kılcal damarları oluşturan kardiovasküler hücrelerdir. Yetişkin bir insanın beyninde ortalama 10 milyar nöron vardır. Nöronların "akson" ve "dendrit" adı verilen çıkıntıları bulunur ve nöronlar bu çıkıntıları sayesinde birbirlerine bağlanırlar. Sinaps olarak adlandırılan bu bağlantılar sayesinde bir beyin hücresi diğerine mesajlar gönderir. Ünlü biyokimyacı Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis (Evrim: Kriz İçinde Bir Teori) adlı eserinde nöronların arasındaki bağlantı sayısının yaklaşık 1 katrilyon (1015= 1.000.000.000.000.000) olduğunu belirtip sözlerine şöyle devam eder:
1015 sayısı elbette algılarımızın üzerinde bir sayıdır. ABD'nin yarı büyüklüğündeki bir arazi düşünün (1 milyon mil kare). Bu bölgede 1 mil kareye 10.000 ağaç düşmektedir. Eğer her ağacın 100.000 tane yaprağı olduğunu kabul edersek, bu bölgedeki yaprak sayısı beynimizdeki bağlantıların sayısına eşit, yani 1015 olacaktır.2
Kafatasınızın içine sığacak kadar küçük olan beyninizin içindeki bu olağanüstü sayıdaki ve komplekslikteki bağlantıların her biri, tam olması gerektiği şekilde ve belirli bir amaç için yaratılmıştır. Allah'ın yaratmasındaki çok üstün bir yaratılışın sonucu olan bu bağlantılar vasıtasıyla birbirinden bağımsız işleri birbirine karıştırmadan aynı anda gerçekleştirebilirsiniz. Örneğin bu satırları okurken aynı zamanda müzik dinleyebilir, bir yandan da kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Ayrıca beyniniz, tüm bunlar esnasında sizin adınıza, siz farkında bile olmadan, kalp atışlarınızı düzenler, kandaki oksijen miktarını çok hassas bir seviyede sabit tutarak nefes alıp vermenizi sağlar, vücut ısınızı ya da böbreklerinizden atılacak atık madde oranlarını belirler, kaslarınızın hangilerinin hangi sıra ya da şiddette kasılarak elinizdeki bardağı devirmeden ağzınıza götürebileceğinizi hesaplar, dik durmanız için gerekli olan çok detaylı denge hesaplarını yapar. Bunlar gibi birbirinden farklı yüzlerce işlem, hayatınız boyunca, beyniniz tarafından en mükemmel biçimde gerçekleştirilir. Siz ise bu işlemler için beyinde yapılan hesaplamalardan haberdar bile olmazsınız.
Böyle kusursuz bir organın tesadüfen meydana geldiğini ve geliştiğini iddia etmek ise akıl dışıdır.

Fosil Kayıtları Beynin Evrimi Hakkında Hiçbir Delil Sunmamaktadır

Evrimciler, tüm canlıların yaratıldığı gerçeğini kabul etmemek konusunda kendilerini şartlandırdıkları için, diğer tüm canlı sistemler ve organlar gibi beynin de rastlantılara dayalı bir evrimleşme sonucu geliştiğini iddia ederler ve daha önce de belirtildiği gibi bu konuda birçok senaryo üretirler.
Evrimcilere bu kadar serbest bir şekilde gerçek dışı senaryo yazma imkanı veren etken ise, özellikle de fosil alanında, bu konudaki delillerin azlığıdır. Beyin yumuşak bir dokudur. Yumuşak dokular bazı özel şartlar dışında daha zor fosilleşirler, bu yüzden insan beyninin yapısına dair hiçbir fosil kaydı yoktur. Ayrıca mevcut kafatası fosilleri de beyin hakkında yeterli bir açıklama yapmak için kullanılamamaktadır. Bu yüzden beynin evrimi senaryoları, söz konusu yazıda da olduğu gibi, çeşitli tahminler ve temennilerle sınırlanmıştır.
Beynin kökeni konusunda kesin yorumlar yapmanın mümkün olmadığı, Britannica Ansiklopedisi'nde şu şekilde belirtilir:
Beyin dokusu fosilleşmediği için sadece modern insan beyni ayrıntılı olarak incelenebilir... Yok olan hominidlerin kafataslarının içleri çoğu zaman beyin şekli ve hacmini incelemeye uygundur ancak, bütün çalışmalara rağmen, bu araştırmalardan elde edilen güvenilir işlevsel bilgi birikimi azdır. İlk insanların konuşma kabiliyeti, işçilik becerileri, görsel ve işitsel özelliklerinin seviyesi gibi konular, modern insana bakılarak yapılan genellemeler dışında kesinlikle kestirilemez.
yaban arısı ve kambur sinek
Yaban Arısı ve Kambur Sinek
Dönem: Senozoik zaman, Oligosen dönemi
Yaş: 25 milyon yıl
Bölge: Dominik Cumhuriyeti
25 milyon yaşındaki yaban arısı ve kambur sinek fosili, tüm canlılar gibi böcek türlerinin de evrim geçirmediklerinin ispatıdır. Bu canlılar milyonlarca yıldır aşağıda görüldüğü gibi günümüzde yaşayan örnekleriyle tamamen aynıdır, herhangi bir değişikliğe uğramamışlar yani evrim geçirmemişlerdir.

Sonuç

İnsan zekası ve insan beyninin sahip olduğu olağanüstü özellikler, evrim teorisinin öne sürdüğü mekanizmalarla açıklanamamaktadır. Evrimciler her konuda olduğu gibi bu konuda da spekülasyonlar yapmaktadırlar. Nitekim, Hürriyet Bilim dergisindeki yazı da bu spekülasyonları ortaya koymakta, birkaç evrimcinin birbiriyle çelişen görüşlerini aktarmaktadır. Bilimsel olma iddiasındaki bu derginin, spekülasyonlara, ön yargılarla üretilmiş hikayelere değil, bilimsel olarak ispatlanmış, somut bilgilere yer vermesinin okuyucular için daha faydalı ve bilgilendirici olacağı kanaatindeyiz.

Dipnotlar

1. Isaac Asimov, In the Game of Energy and Thermodynamics You Can't Even Break Even, Smithsonian, June 1970, s. 10
2. Michael Denton, Evolution: A Theory In Crisis, London: Burnett Books, 1985,   s. 330
3. Encyclopædia Britannica, 2001 Deluxe Edition, Beyin (Brain) maddesi

1 Mart 2014 Cumartesi

Evrimin Fosillere Yenilişi

Amber İçindeki Milyonlarca Yıllık Canlılar Evrimi Geçersiz Kılıyor - 3

Amber İçindeki On Binlerce Fosil Evrimi Yalanlıyor

50-35 Milyon Yıllık Baltık Amberleri


Milyonlarca Yıldan Beri Değişmeyen, Amber İçinde Canlılar
Amber içindeki bu canlıların tamamı, günümüzdeki örneklerinden farksızdırlar.
Canlılar, milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmışlardır. Fosil kayıtları evrimi çürütmüş, Yaratılış Gerçeğini ispat etmiştir.
Fosil kayıtlarında, evrimcilerin iddia ettikleri, hayali ara geçiş örneklerinden eser yoktur. Fosiller, milyonlarca yıl önce yaşayan canlıların, günümüzdekilerle aynı olduğunu göstermektedir.

Yeryüzünde evrim yaşanmamıştır. Yaşayan fosiller, bu açık gerçeğin birer kanıtıdır.

25 Milyon Yıllık Amber İçinde Kertenkele


40 Milyon Yıllık Amber İçinde Sinekler
40 Milyon Yıllık Sinekler ve Günümüzde Yaşayan Bir Sinek Örneği


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri İçinde Canlılar
Evrim teorisi tarihe karışmıştır, yaşayan fosiller bunun en büyük delillerindendir.


24-5 Milyon Yıllık Dominik Amberleri


Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır. Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiç bir yardımcı yoktur. (Hac Suresi, 70-71)


50-40 Milyon Yıllık Baltık Amberleri


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri


Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir. (Lokman Suresi, 26)


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri

Bu Canlılar, Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamışlardır.

Evrim Süreci Diye Bir Şey Yaşanmamıştır.

Bu Canlılar, Her Zaman Bahçede, Sokakta Görebileceğimiz Canlılardır.

Bir amberin içinde saklanmış her bir fosil, Allah'ın milyonlarca yıl boyunca sergilediği üstün sanatın birer tecellisidir.



Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri
Evrimciler insanları, milyonlarca yıl önce yeryüzünün garip canlılarla dolu tamamen farklı bir yer olduğuna inandırmaya çalışırlar. Oysa günümüzden yüz milyonlarca yıl önce de aynı sinekler uçmakta, aynı balıklar yüzmekte, aynı örümcekler ağ kurmaktadır. Onları şimdi en kusursuz halleriyle yaratan Allah, kuşkusuz dilediği bir zamanda aynı kusursuzlukla yaratmaya kadirdir.


Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri

Fosil Bulguları Arasında Tek Bir Ara Form Örneğine Rastlanmamıştır.


On Milyonlarca Yıllık Fosiller, Günümüzdeki Örneklerinden Farksızdır.


Evrimciler, ele geçirdikleri sayısız fosil örneği içinden sadece tek bir ara geçiş formuna rastlasalardı -ki böyle bir şey imkansızdır-, kuşkusuz bunu sayısız yerde en büyük delil olarak kullanır, sayısız kitaba konu yaparlardı. Evrimcilerin fosil kayıtları konusunda suskun kalmalarının tek nedeni vardır:Tüm fosil örneklerinin 'Yaratılış Gerçeği'ni ilan etmesi.



Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını Bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler. (Lokman Suresi, 11)


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri
Yeryüzü, içinde milyarlarca yıllık fosilleri barındıran mükemmel bir koruyucudur. Yeryüzünün her bir yanından toplanmış sayısız fosil, en önemli gerçeği gözler önüne sermiştir: Tüm varlıklar Yüce Allah'ın eseridir.

Fosil Kayıtları Yaratılış Gerçeğini Göstermiştir.
Evrimcilerin Bu Konudaki Sessizliklerinin Tek Sebebi Budur.

Darwinizm'in ara geçiş iddiası bir yalandır. Canlılar evrimleşmemiştir. Yaşayan fosiller bunun en önemli delillerindendir. Yeryüzü, Darwin'in hayali olan ara geçiş örnekleriyle değil, milyonlarca yıl önce yaşamış günümüz canlılarıyla doludur.


Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. (Meryem Suresi, 93-95)


50 Milyon Yıllık Baltık Amberleri
Hiçbir canlı, Darwin'in ortaya atıp takipçilerinin de savunduğu gibi, hayali bir evrimsel gelişim geçirmemiştir. Yaşayan fosiller, evrimi kesin olarak reddetmektedir.
Milyonlarca yıl önceki dünyayı görmüş, o dönemin şartlarında yaşamış olan bu canlılar, günümüze kadar, hiç değişmeden yaşamaya devam etmişlerdir. Milyonlarca nesil geçirmiş, ama günümüzdeki türdeşlerinden hiçbir farklı özellik göstermemişlerdir. Darwinistlerin iddia ettiği evrim yaşanmamıştır. Yaşayan fosillerin tümü, canlı tarihindeki bu "değişmezliği" açıkça ilan etmektedir.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Evrimin Fosillere Yenilişi

Amber İçindeki Milyonlarca Yıllık Canlılar Evrimi Geçersiz Kılıyor - 2

Amber İçindeki On Binlerce Fosil Evrimi Yalanlıyor

90-94 milyon yıllık kurbağa fosilinden de anlaşıldığı gibi, 90 milyon yıl önce kurbağalar nasıllarsa, günümüzde de aynı şekildedirler.
90-94 milyon yıllık geko fosili de canlıların hiçbir evrim geçirmediklerinin delillerinden biridir.


25-30 milyon yıllık kırkayak fuosiliyle bugün yaşayan kırkayaklar birbirlerinden tamamen farksızdırlar.



Dominik Amberi
23.8-5.3 Milyon Yıl Öncesine Ait Böcek Fosili


Amerika Doğa Tarihi Müzesinden
5.3-1.8 Milyon Yıl Öncesine Ait Böcek Fosili Afrika Amberi
25 Milyon Yıllık Amber
Mantise saldıran üç karınca.
25 Milyon Yıllık Böcek Amberi
Çeşitli kanatlı böcekler.


Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (Nahl suresi, 52)


25 Milyon Yıllık Mantis Amberi
30-25 Milyon Yıllık Termit Amberi
30 Milyon Yıllık Kertenkele
320 Milyon Yıllık Amber İçinde Bir Kuş Tüyü
20 milyon yıllık kuş tüyü fosili. Yukarıdaki kuş tüyü fosili, Dominik Cumhuriyeti’ndeki La Toca madeninde bulunmuştur.
120 Milyon Yıllık Lübnan Amberi
Bir tatarcık türü.
24 milyon yıllık güve amberi.
Bu tatarcık dinazorların neslinin tükenmesinden 40 milyon yıl sonra yaşamıştır.
25 Milyon Yıllık Dominik Amberi
Örümcek ağına takılmış iki tatarcık.



90 Milyon Yıllık Amber
Bir arı türü
 


Yeryüzü, birbirinden farklı oldukça fazla sayıda türe sahiptir. Bu canlılar, Darwinizm'i tümüyle ortadan kaldıran birbirinden kompleks özelliklerle donatılmışlardır. Darwinistler bu gerçeğe karşı bir açıklama bulmazlarken, bu canlıların milyonlarca yıl önceki kusursuz haldeki fosilleri, onları tam anlamıyla açıklamasız bırakır. Milyonlarca yıl öncesine ait yaşayan fosiller, canlıların evrimleşmediğini, evrim teorisinin delilsiz ve tamamen geçersiz bir teori olduğunu gözler önüne sermektedir. Canlılar, tüm kompleks donanımları ve türlerine has özellikleri ile milyonlarca yıl önce de, şimdi olduğu gibi Allah'ın yarattığı birer mucizedirler.
24 Milyon Yıllık Dominik Amberleri
24 milyon yıllık bir tür bitki böceği
24 milyon yıllık, aynı amber içinde kanatlı termit, bir dişi işçi arı ve bir kanatlı böcek larvası.
24 milyon yıllık bir tür bitki böceği
24 milyon yıllık üç kanatlı böcek yakın çekim.
24 milyon yıllık üç kanatlı böcek
24 milyon yıllık, tek bir amber içinde örümcek, tatarcık, sinek ve bir mayt fosilleri.
24 milyon yıllık kanatlı termit
24 milyon yıllık sivrisinek
24 milyon yıllık mayt
24 milyon yıllık karınca
24 milyon yıllık yalancı akrep
24 milyon yıllık yalancı akrep
24 milyon yıllık bitki özüyle beslenen bir tür böcek.
Dominik Cumhuriyeti'nin La Torca bölgesinden 24 milyon yıllık amber içinde günümüzde de yaşamakta olan çeşitli canlılar.
24 milyon yıllık ağaç kabuğu biti




Lübnan’da Bulunan 130 Milyon Yıllık Çiçek Amberi



 


Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir. (İbrahim Suresi, 19-20)


50-35 Milyon Yıllık Baltık Amberleri
50-35 milyon yıllık bir çift sinek
50-35 milyon yıllık örümcek
30 Milyon Yıllık Dominik Amberi
Yalancı akrep
Canlılar, milyonlarca yıl önceki halleriyle fosilleşmişler ve geride örneklerini bırakmışlardır. Bu fosiller, günümüz canlılarıyla aynı olduklarından, Darwinizm'in "ara geçiş" iddiasını çürütmüşlerdir.
50 milyon yıllık yapışkan sıvıya takıldıktan sonra hortumu kopan bir yaprak biti.
50-35 Milyon Yıllık Karınca Amberi


... "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."
(Bakara Suresi, 32)


Lübnan’da Bulunan 140-110 Milyon Yıllık Fosil Amberleri
Bu Amberler İçindeki Sinek Ve Böcekler Günümüzde De Yaşamaktadırlar
Bu Amberler İçindeki Sinek Ve Böcekler Günümüzde De Yaşamaktadırlar
Bu Amberler İçindeki Sinek Ve Böcekler Günümüzde De Yaşamaktadırlar
Bu Amberler İçindeki Sinek Ve Böcekler Günümüzde De Yaşamaktadırlar
Bu Amberler İçindeki Sinek Ve Böcekler Günümüzde De Yaşamaktadırlar

Her şeyi yoktan yaratmaya gücü yeten Allah, her bir canlıyı, en kompleks ve üstün özellikleriyle dilediği zamanda ve dilediği şekilde yaratmaya kadirdir. Darwinizm, bu gerçek karşısında tümüyle çöküntüye uğramıştır.
 


Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
(İsra suresi, 99)


40-35 milyon yıllık mükemmel bir şekilde korunmuş küçük parazitik bir arı türü. Kanatlar, anten, kompleks yapıdaki gözler ve eklemler bozulmamış şekilde kalmıştır.
25-20 milyon yıllık iki farklı böcek fosili
25-20 milyon yıllık amberleşmiş böcek fosili. Reçineden kurtulmaya çalışan böcekler bazen kanat ya da bacak gibi vücutlarının bazı parçalarını feda ederek kurtulmayı başarırlar. Bu amber örneğinde böceğin sadece kanatları kalmış.
Günümüzde halen yaşayan 25-20 milyon yıllık Sciarid sinekleri, milyonlarca yıl önce tropik amber ormanlarında da yaşıyorlardı. Bu örnek, kanatlar, bileşik gözler ve bacaklar gibi çok iyi korunmuş yapısal detayları açıkça göstermektedir.
Dominik amberi içindeki ağaç kabuğu biti fosili. Bu böcek, 25 milyon yıl önce içine düştüğü amberde son derece iyi muhafaza edilmiştir. Öyle ki anten uzantıları ve kanat renkleri olduğu gibi kalmıştır.


O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (her şey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)


40-30 milyon yıllık amber içinde sinek larvası.
Yaklaşık 50-35 milyon yıllık Baltık amberi içinde mayt fosili.
Dominik amberi içindeki ağaç kabuğu biti fosili. Bu böcek, 25 milyon yıl önce içine düştüğü amberde son derece iyi muhafaza edilmiştir. Öyle ki anten uzantıları ve kanat renkleri olduğu gibi kalmıştır.
40 milyon yıllık sinek fosili.
35-30 milyon yıllık çekirge fosili. Zamanla amber, reçine oluşumundaki fiziksel ve kimyasal işlemler ile kimyasal olarak değişerek altın rengini almıştır. Gözler bacaklar, anten ve diğer detaylar çok iyi korunmuştur.
Dış yüzey detayları çok iyi korunmuş yaklaşık 50-35 milyon yıllık Baltık amberi içinde sinek fosili.
25-20 milyon yıllık küçük böcek fosili. Dış vücut detayları incelikle korunmuş.
25 milyon yıllık tatarcık fosili. Petek gözler ve diğer yapısal detayları ile bu örnek oldukça iyi korunmuştur.
Yaklaşık 50-35 milyon yıllık kertenkele fosili
25-20 milyon yıllık Dominik amberi içinde rüzgar akrebi
Yaklaşık 25 milyon yıllık Dominik amberi içindeki bu örnek ilk bakışta kanatlı bir karıncayı andırıyor olsa da aslında çok küçük, parazitik bir eşek arısıdır.
Tek bir amber içinde 25-20 milyon yıllık örümcek ve sinek fosili. Örümcek avcı ve sinek de onun avı konumunda duruyor.

Baltık amberi içinde kanatlı bir termit. Termitler tahtadaki selülozu gıda olarak tükettikleri için onları ormanlarda görmek oldukça sık rastlanan bir durumdur. 45-30 milyon yıl önce var olan Baltık bölgesindeki amber ormanları da termitlerin sık görüldüğü bölgelerden biridir.



Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler. O, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz. (Yunus Suresi, 55-56)


25 Milyon Yıllık Kurbağa Fosili
Tüm varlıkların hakimi ve Yaratıcısı Allah'tır. Darwinistler, bu gerçeği reddettikleri için canlılardaki mükemmel özelliklerin açıkça yaratılış gerçeğini gösterdiğini görmezden gelirler. Ancak fosil biliminin ve canlılardaki kompleks özelliklerin gösterdiği gerçek tektir. Canlılar, Allah'ın yüce kudretinin ve üstün gücünün bir tecellisidirler.


Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)


Çeşitli Böcek Fosilleri Amberi

Bu amber içinde, bir çok sayıda böcek fosili yer almaktadır: Kum sineği, tüylü kanatları ve bedeniyle belirgin olan Güve sineği, karınca ve küçük bir eşek arısı. Yaşı: Pliosen’den (5-1.8 milyon yıl önce), Pleistosen’e (1.8 milyon yıl önceden 11,000 yıl önce)


Tahta Biti Fosil Amberi

Bu amber nadir rastlanan ve tahta biti olarak adlandırılan canlıya ait fosil içeriyor. Bu amber içinde yer alan diğer canlılar da bir çift küçük eşek arısı, karınca, çeşitli sinekler ve 3 mm boyundaki Bitki Böceği (hemiptera) Yaşı: Pliosen’den (5-1.8 milyon yıl önce), Pleistosen’e (1.8 milyon yıl önceden 11,000 yıl önce)
 



 
Amber İçinde Son Derece Ender Bulunan Baston Böceği

Baston böcekleri doğada nadir bulunduğu gibi amberler içinde de nadir bulunur. Bu amberin içinde sadece baston böceği yok. Onun yanında bir tane uçan böcek, 5 tane de çift kanatlı böcek ve küçük bir örümcek bulunuyor. Yaşı: Pliosen’den (5-1.8 milyon yıl önce), Pleistosen’e (1.8 milyon yıl önceden 11,000 yıl önce)
 


Amber İçinde Mantis

Yaşı: Pliosen’den (5-1.8 milyon yıl önce), Pleistosen’e (1.8 milyon yıl önceden 11,000 yıl önce)